16 Haziran 2016 Perşembe

Kanlıca'da İkinci Bahar

Gezmek Güzeldir ekibi olarak 23 Eylülde yapacağımız  İstanbul Nostalji gezimizde ,İstanbul’un eski tip mahalle yaşantısını ve doğallığını kaybetmemiş nadir semtlerinden olan Kanlıca’da, bu şirin mahalleye çok yakışan butik bir restoran İkinci Bahar'ı Öğle Yemeği için ziyaret edeceğiz.

 

Aslında  Öncesinde kısa bir değineyim diye düşündüm fakat söyleyecek o kadar çok şey var ki ; burada sizlerle paylaşma ihtiyacında hissettim kendimi. Dilerseniz önce Türk usulu , yani önce yemek sonra gezilebilecek yerler hakkında konuşalım.

Çok seçenekli uzun bir mönü yerine az ama öz seçenek… Malzemeye sadece sözde değil, fiiliyatta önem verme… Yabancı yemek kitaplarından reçetelere dayanıp işin esasını ve gerisinde yatan felsefeyi bilmediğin yemekleri pişirmek yerine basit ama lezzetli yemekler sunmaya çalışma… Bunları bütünleyen ve taş kömürüyle ısıtılan güzel bir fırın…

 


İskele trafik ışıklarının hemen karşısındaki Mihrabat Sokak’ta, baş kısımda, çiçeklerle bezeli bir bahçesi ve kapalı salonu bulunan mekan, naif ve yumuşak bi atmosfere sahip. Mekanın sahibi Erdoğan Öztaş, bu semtte çekirdekten yetişmis ve mesleğe 25 senesini vermiş biri. 14 senedir de bu işletmenin sahibi. Eşi Sinem Hanım da aşçılık eğitimi almış biri olarak işin mutfak kısmıyla bizzat ilgileniyor. Erdoğan Bey de masalara servisten tutun, mekanın tüm işleriyle bizzat kendisi ilgileniyor. Mekanın samimiyetinden de belli olduğu gibi, klasik bir aile işletmesi, gelen misafirler de genelde buranın müdavimleri.


Tamamen organik kızılcıklardan yapılan, ev yapımı ‘’Kızılcık Suyu’’ çok tercih edilen özel bir içecek. Şekersiz ama zerre kadar acı olmayan, hafif mayhoş bir tada sahip. İçtiğinizde içinizi ferahlatan ve adeta temizleyen bir his uyandırıyor.


İçli köfte kızarmış şekilde servis ediliyor, dış kısmı oldukça gevrek ve iç malzemesi de zengin. Adedi 6 TL. Gevurdağ salatasıyla beraber çok iyi bir ikili oluyorlar. Porsiyon 10 TL.


İç pilav ile sunulan spesiyal yemek ‘’Kuzu Tandır’’ Afyon yöresinden getirilen kuzularla odun ateşinde tam tamına dört saat pişirilerek hazırlanıyor. Muhakkak denenmesi gereken müthiş bir lezzet. Porsiyonu 28 TL.




Tüm yemekler, hatta tatlılar bile odun fırınında pişiriliyor. Odun ateşinde yapılan pidenin tadı bir başka güzel olur. Ayrıca burada pideler oldukça sağlıklı. Karabuğday hamurundan yapılıyor yani içerisinde siyah buğday unu, çavdar unu ve kepek unu olmak üzere üç çeşit unla harmanlanıyor. Beğendili Pide mönüye yeni girmiş olan çok değişik ve hoş bir lezzet. İçinde közde patlıcan, kaşar peyniri ve kavurma bulunuyor. Mutlaka denenmesi gerekiyor. Pideler içeriğine göre 15 TL-18 TL arasında değişiyor.


Kullanılan ürünlerin çoğunun organik olması ve misafirlerin satın alma imkanına sahip olması dikkat çekiyor.
100 kişi kapasiteli mekan 9:00 ile gecce 24:00 saatleri arasında hizmet veriyor. Sabahları, ismine ''Alaçatı'' dedikleri zengin bir serpme kahvaltı sunuluyor.

Mönüde yer alan diğer özel lezzetler

Bu fırından çıkan iki yemek özellikle hoşuma gitti. Bir tanesi beğendili pide. Özelliği kara buğday unundan olması. Sadece görece daha sağlıklı olduğu için tavsiye etmiyorum. Daha lezzetli olduğu için tavsiye ediyorum.
Malzemeleri basit: Kaşar peyniri, güzel bir kavurma ve patlıcan. 25 TL. Öğlen için yanında bir ayran ya da bir bardak Cabernet-Merlot kupajı ile ne güzel gider!

Karabuğdayda sanırım glüten yok. Bazı nörologlar gluten ihtiva eden yiyeceklerin sağlık sorunlarına, özellikle de nörolojik sorunlara yol açtığını iddia ediyor. Bu görüşün öncülerinden biri, doktor David Perlmutter. Arzu ediyorsanız sitesine bir göz atın. Hiç aklınıza gelmeyen birçok ürün,
örneğin ticari bulyonlar, ketçap, kavrulmuş fındık vs. de glüten içeriyor. Benim bu konuda bir yargıya varacak bilgim yok. Tek bildiğim, geçen yüzyılda verimi artırmak için buğdayların genetik yapısıyla oynandığı.
Tükenmiş buğdaydan ekmek

İkinci Bahar’da yediğim oğlak fırın da hafif ve lezzetli. Yağsız dana eti yavan oluyor.
Zevkine varmak için ‘prime’ denen,yağların içine mermerdeki çizgiler gibi dağıldığı etleri yemek lazım ama onların da kolesterolü yüksek ve ayrıca gerçek prime bulmak çok zor ve çok pahalı. Bulsanız bile sık tüketilmemeli. Oğlak da yağsız ama hem daha sağlıklı hem de yavan değil. Çorlu’dan gelmiş
oğlak, odun ateşinde yavaş yavaş pişiriliyor.
Yanında iç pilavla sunuldu. 40 TL.

Bunların dışında tattığım porsiyonlar için iz bıraktı diyemem ama iyi derim. Yuvalama doğru ve yoğurdu kesilmemiş. 15 TL. Balıkesir’den gelen kuzu incik iç pilavlı. Odun ateşinde dört saat pişiyor ve yumuşak. Pek çok kafe tipi lüks lokantada daha pahalıya satılan kuzu inciklerden iyi. Ama düzgün bir Konya lokantasının kuzu fırını tadını vermiyor. 35 TL.

“Senin tam istediğin kuzu incik nasıl” diye sorarsanız yanıtlayayım: Odun kokusu alacağım. Kemiği tutup salladığımdaysa etler kendiliğinden dökülecek ve ağzımda eriyecek. Suyu içinde kalarak pişecek. Körpe kuzu elbette daha lezzetli ama Konya’da bir yaşındaki kuzuların lezzeti de damakta iz bırakıyor. Pişirme tekniğinin dışında bunun bir nedeni Toroslar’ın kuzusunun, Trakya’ya göre daha büyük kuyruklu olup incik için daha uygun olması. Pirzola için Trakya daha iyi sonuç veriyor.

Salamura edilmiş, Tokat Narince üzüm yaprağıyla sarılmış etli yaprak sarmaya özen gösterilmiş. Tokat denince bir yandan aklıma olağanüstü Tokat kebabı gelirken diğer yandan da orayı ziyaretimde, sadece kalıntılarını gördüğüm, şaraplık Narince üzüm bağları ve şimdi yerlerinde beton apartmanların dikildiği bağ evlerini düşünüyorum. 49 yaşında, maliye bakanıyken vefat eden dedem Halit Nazmi Keşmir, İbrada doğumlu ama Tokat’tan milletvekilliği yapmış. Mülkiye mezunu ama tarih ve felsefe okumaya ve nezih bir grupta tartışmaya çok meraklıymış. Küçükken geride kalan notlarında Spinoza ile ilgili alıntı ve yorumlar görmüştüm. Kent planlamasına inanan biri olduğunu düşünüyorum. Herhalde yaşasa ve ülkemiz kentlerinin bugünkü halini görse kahrından ölürdü. Ne yazık. Giden geri gelmiyor. Geriye kalan dolmalık ince ve lezzetli yaprak: 20 TL.

Kaçırmamanız gereken bir porsiyon daha var: Kanlıca yoğurdu. İnek sütünden ama yağlı ve adam gibi yoğurt. Dolmanın yanında çok güzel tabii. Lokanta işletmecilerinin piyasanın endüstriyel yoğurdu yerine herhalde bulması kolay olmayan eski tür gerçek Türk yoğurdu bulmaları iyi niyetlerinin ve işlerine doğru yaklaşımın bir ifadesi. 7 TL. Bilmem tatlıya yeriniz kalır mı? Kalırsa damlasakızlı sütlacı denerken ben nişasta değil süt tadı aldım. Ayrıca damlasakızıyla sütlacı ilk buluşturan her kimse, bence Türk gastronomisine büyük hizmeti geçmiş. 10 TL. Mutlu ve midemi gereksiz şişirmeden ayrıldığım bir lokanta.



Parmak pide, fındık lahmacun: 2 TL
Odun ateşinde organik ekmek: 5 TL
Salatalar: 7-18 TL

Alaçatı serpme kahvaltı: 25 TL
Omletler: 10-12 TL

Spagettiler: 10-15 TL

Lahmacun: 4.5 TL

Hünkar beğendi, et şiş: 18 TL

Ev mantısı, etli yaprak sarma: 15 TL

İskender, domatesli, patlıcanlı kebap: 17 TL

Beyti kebap: 25 TL

Ali Nazik, organik tavuk şiş: 20 TL

Izgara köfte: 15 TL

Kuzu pirzola, Halep işi: 17 TL

Zırhta Adana-Urfa, kanat ızgara: 16 TL

Organik incir tatlısı, kadayıf: 8 TL

Çikolatalı sufle, künefe: 10

Yayık ayranı: 3,5 TL

Şişe su: 2 TL
Sıkma portakal: 7 TL

Alaçatı meyve suyu: 5 TL

Çay: 2,5 TL

Türk kahvesi, filtre kahve: 5 TL