16 Haziran 2016 Perşembe

Kanlıca'da İkinci Bahar

Gezmek Güzeldir ekibi olarak 23 Eylülde yapacağımız  İstanbul Nostalji gezimizde ,İstanbul’un eski tip mahalle yaşantısını ve doğallığını kaybetmemiş nadir semtlerinden olan Kanlıca’da, bu şirin mahalleye çok yakışan butik bir restoran İkinci Bahar'ı Öğle Yemeği için ziyaret edeceğiz.

 

Aslında  Öncesinde kısa bir değineyim diye düşündüm fakat söyleyecek o kadar çok şey var ki ; burada sizlerle paylaşma ihtiyacında hissettim kendimi. Dilerseniz önce Türk usulu , yani önce yemek sonra gezilebilecek yerler hakkında konuşalım.

Çok seçenekli uzun bir mönü yerine az ama öz seçenek… Malzemeye sadece sözde değil, fiiliyatta önem verme… Yabancı yemek kitaplarından reçetelere dayanıp işin esasını ve gerisinde yatan felsefeyi bilmediğin yemekleri pişirmek yerine basit ama lezzetli yemekler sunmaya çalışma… Bunları bütünleyen ve taş kömürüyle ısıtılan güzel bir fırın…

 


İskele trafik ışıklarının hemen karşısındaki Mihrabat Sokak’ta, baş kısımda, çiçeklerle bezeli bir bahçesi ve kapalı salonu bulunan mekan, naif ve yumuşak bi atmosfere sahip. Mekanın sahibi Erdoğan Öztaş, bu semtte çekirdekten yetişmis ve mesleğe 25 senesini vermiş biri. 14 senedir de bu işletmenin sahibi. Eşi Sinem Hanım da aşçılık eğitimi almış biri olarak işin mutfak kısmıyla bizzat ilgileniyor. Erdoğan Bey de masalara servisten tutun, mekanın tüm işleriyle bizzat kendisi ilgileniyor. Mekanın samimiyetinden de belli olduğu gibi, klasik bir aile işletmesi, gelen misafirler de genelde buranın müdavimleri.


Tamamen organik kızılcıklardan yapılan, ev yapımı ‘’Kızılcık Suyu’’ çok tercih edilen özel bir içecek. Şekersiz ama zerre kadar acı olmayan, hafif mayhoş bir tada sahip. İçtiğinizde içinizi ferahlatan ve adeta temizleyen bir his uyandırıyor.


İçli köfte kızarmış şekilde servis ediliyor, dış kısmı oldukça gevrek ve iç malzemesi de zengin. Adedi 6 TL. Gevurdağ salatasıyla beraber çok iyi bir ikili oluyorlar. Porsiyon 10 TL.


İç pilav ile sunulan spesiyal yemek ‘’Kuzu Tandır’’ Afyon yöresinden getirilen kuzularla odun ateşinde tam tamına dört saat pişirilerek hazırlanıyor. Muhakkak denenmesi gereken müthiş bir lezzet. Porsiyonu 28 TL.




Tüm yemekler, hatta tatlılar bile odun fırınında pişiriliyor. Odun ateşinde yapılan pidenin tadı bir başka güzel olur. Ayrıca burada pideler oldukça sağlıklı. Karabuğday hamurundan yapılıyor yani içerisinde siyah buğday unu, çavdar unu ve kepek unu olmak üzere üç çeşit unla harmanlanıyor. Beğendili Pide mönüye yeni girmiş olan çok değişik ve hoş bir lezzet. İçinde közde patlıcan, kaşar peyniri ve kavurma bulunuyor. Mutlaka denenmesi gerekiyor. Pideler içeriğine göre 15 TL-18 TL arasında değişiyor.


Kullanılan ürünlerin çoğunun organik olması ve misafirlerin satın alma imkanına sahip olması dikkat çekiyor.
100 kişi kapasiteli mekan 9:00 ile gecce 24:00 saatleri arasında hizmet veriyor. Sabahları, ismine ''Alaçatı'' dedikleri zengin bir serpme kahvaltı sunuluyor.

Mönüde yer alan diğer özel lezzetler

Bu fırından çıkan iki yemek özellikle hoşuma gitti. Bir tanesi beğendili pide. Özelliği kara buğday unundan olması. Sadece görece daha sağlıklı olduğu için tavsiye etmiyorum. Daha lezzetli olduğu için tavsiye ediyorum.
Malzemeleri basit: Kaşar peyniri, güzel bir kavurma ve patlıcan. 25 TL. Öğlen için yanında bir ayran ya da bir bardak Cabernet-Merlot kupajı ile ne güzel gider!

Karabuğdayda sanırım glüten yok. Bazı nörologlar gluten ihtiva eden yiyeceklerin sağlık sorunlarına, özellikle de nörolojik sorunlara yol açtığını iddia ediyor. Bu görüşün öncülerinden biri, doktor David Perlmutter. Arzu ediyorsanız sitesine bir göz atın. Hiç aklınıza gelmeyen birçok ürün,
örneğin ticari bulyonlar, ketçap, kavrulmuş fındık vs. de glüten içeriyor. Benim bu konuda bir yargıya varacak bilgim yok. Tek bildiğim, geçen yüzyılda verimi artırmak için buğdayların genetik yapısıyla oynandığı.
Tükenmiş buğdaydan ekmek

İkinci Bahar’da yediğim oğlak fırın da hafif ve lezzetli. Yağsız dana eti yavan oluyor.
Zevkine varmak için ‘prime’ denen,yağların içine mermerdeki çizgiler gibi dağıldığı etleri yemek lazım ama onların da kolesterolü yüksek ve ayrıca gerçek prime bulmak çok zor ve çok pahalı. Bulsanız bile sık tüketilmemeli. Oğlak da yağsız ama hem daha sağlıklı hem de yavan değil. Çorlu’dan gelmiş
oğlak, odun ateşinde yavaş yavaş pişiriliyor.
Yanında iç pilavla sunuldu. 40 TL.

Bunların dışında tattığım porsiyonlar için iz bıraktı diyemem ama iyi derim. Yuvalama doğru ve yoğurdu kesilmemiş. 15 TL. Balıkesir’den gelen kuzu incik iç pilavlı. Odun ateşinde dört saat pişiyor ve yumuşak. Pek çok kafe tipi lüks lokantada daha pahalıya satılan kuzu inciklerden iyi. Ama düzgün bir Konya lokantasının kuzu fırını tadını vermiyor. 35 TL.

“Senin tam istediğin kuzu incik nasıl” diye sorarsanız yanıtlayayım: Odun kokusu alacağım. Kemiği tutup salladığımdaysa etler kendiliğinden dökülecek ve ağzımda eriyecek. Suyu içinde kalarak pişecek. Körpe kuzu elbette daha lezzetli ama Konya’da bir yaşındaki kuzuların lezzeti de damakta iz bırakıyor. Pişirme tekniğinin dışında bunun bir nedeni Toroslar’ın kuzusunun, Trakya’ya göre daha büyük kuyruklu olup incik için daha uygun olması. Pirzola için Trakya daha iyi sonuç veriyor.

Salamura edilmiş, Tokat Narince üzüm yaprağıyla sarılmış etli yaprak sarmaya özen gösterilmiş. Tokat denince bir yandan aklıma olağanüstü Tokat kebabı gelirken diğer yandan da orayı ziyaretimde, sadece kalıntılarını gördüğüm, şaraplık Narince üzüm bağları ve şimdi yerlerinde beton apartmanların dikildiği bağ evlerini düşünüyorum. 49 yaşında, maliye bakanıyken vefat eden dedem Halit Nazmi Keşmir, İbrada doğumlu ama Tokat’tan milletvekilliği yapmış. Mülkiye mezunu ama tarih ve felsefe okumaya ve nezih bir grupta tartışmaya çok meraklıymış. Küçükken geride kalan notlarında Spinoza ile ilgili alıntı ve yorumlar görmüştüm. Kent planlamasına inanan biri olduğunu düşünüyorum. Herhalde yaşasa ve ülkemiz kentlerinin bugünkü halini görse kahrından ölürdü. Ne yazık. Giden geri gelmiyor. Geriye kalan dolmalık ince ve lezzetli yaprak: 20 TL.

Kaçırmamanız gereken bir porsiyon daha var: Kanlıca yoğurdu. İnek sütünden ama yağlı ve adam gibi yoğurt. Dolmanın yanında çok güzel tabii. Lokanta işletmecilerinin piyasanın endüstriyel yoğurdu yerine herhalde bulması kolay olmayan eski tür gerçek Türk yoğurdu bulmaları iyi niyetlerinin ve işlerine doğru yaklaşımın bir ifadesi. 7 TL. Bilmem tatlıya yeriniz kalır mı? Kalırsa damlasakızlı sütlacı denerken ben nişasta değil süt tadı aldım. Ayrıca damlasakızıyla sütlacı ilk buluşturan her kimse, bence Türk gastronomisine büyük hizmeti geçmiş. 10 TL. Mutlu ve midemi gereksiz şişirmeden ayrıldığım bir lokanta.



Parmak pide, fındık lahmacun: 2 TL
Odun ateşinde organik ekmek: 5 TL
Salatalar: 7-18 TL

Alaçatı serpme kahvaltı: 25 TL
Omletler: 10-12 TL

Spagettiler: 10-15 TL

Lahmacun: 4.5 TL

Hünkar beğendi, et şiş: 18 TL

Ev mantısı, etli yaprak sarma: 15 TL

İskender, domatesli, patlıcanlı kebap: 17 TL

Beyti kebap: 25 TL

Ali Nazik, organik tavuk şiş: 20 TL

Izgara köfte: 15 TL

Kuzu pirzola, Halep işi: 17 TL

Zırhta Adana-Urfa, kanat ızgara: 16 TL

Organik incir tatlısı, kadayıf: 8 TL

Çikolatalı sufle, künefe: 10

Yayık ayranı: 3,5 TL

Şişe su: 2 TL
Sıkma portakal: 7 TL

Alaçatı meyve suyu: 5 TL

Çay: 2,5 TL

Türk kahvesi, filtre kahve: 5 TL

24 Mart 2016 Perşembe

Dilimin Ucunda Prag


Sevgili Gezginler;

Bugünkü yazımıza  yaptığımız  Orta Avrupa Gezimizin ilk durağı olan Prag tan yola çıkarak oluşturduğumuz gastronomi notlararıyla başlayacağız.
İsterseniz fazla vakit kaybetmeden hemen konuya girelim.Ve ilk işimiz restoranlar hakkında biraz konuşmak olsun.
Aslında Prag restorantlarından bahsetmeden önce şöyle bir avrupa mutfak kültürürn bir harmanından bahsetmek yerinde olabilir.
Çek mutfağı Almanya, Macaristan, Avusturya ve Polonya mutfaklarından bir karışıma benziyor. Çek mutfağında yöresel olarak bir çok menü karşınıza çıkabilir.Ben de menülerden bazılarını sizlere tanıtmaya çalışacağım.
Çek mutfağı deyince ilk aklıma gelenler:
 česnečka – sarımsak çorbası ,

 knedlíky” denen kabuksuz Çek ekmeği,

“pečené vepřové koleno” yada  kısaca Koleno (fırınlanmış domuz bacağı) ,
Svíčková na smetaně ve knedlíky (Sığır bonfileden ve Yapımında havuç, kereviz gibi sebzelerden de yararlanılan bu yemek de tabi ki knedlíky adı verilen ekmekle ile servis ediliyor)

smažený sýr (kızarmış peynir) , vepřo-knedlo-zelo (domuz eti, lahana, hamur) kuřecí (tavuk) ile  vepřоvý (domuz eti) ile yapılmış olan řízek (Şnitzel)  (galeta ununa bulanmış ve kızartılır ve limon, patates ve domuz rostosu, hamur ve gulaş ile servis edilir) domuz etinden  rostosu yapılan koleno (knuckle),

Ve aperatif olarak bilinen Utopenci (birahane ve publarda da bulabileceğiniz bira atıştırmalığı.Özellikle pub’larda biranın yanında tüketilir. Karabiber ve soğanlı, soğuk servis edilen domuz sosisidir)
Son olarak da yerel içkisi, şurup tadındaki Becherovka( Zencefil ve tarçın aromalı bu içecek genelde yemek sonrası içiliyor ve sindirime yardımcı oluduğu söyleniyor, tatlı ve baharatlı bir likör olmasına rağmen, bağımlılık yaratabiliyor.)
 Bu saydıklarım Prag mutfağında en çok karşınıza çıkacaklardan sadece  bazıları.
Şimdide isterseniz gelin biraz da tatlıladan bahsedelim.
Tredelnik (hamur tatlısı), 



Ştrudel
Palacinky (marmelat sürülmüş kreplerin rulo haline getirilip üzerine de pudra şekeri serpilmesiyle yapılıyor).Ovocné knedlíky”(yuvarlanmış hamurların içine çilek, erik, kayısı gibi meyvelerin gömülmesi ile elde edilen bir tatlı)
Eveet buraya kadar genel geçer bir şekilde tüm menüyü ele aldık ki restoranta gittiğinizde zorlk yaşamadan rahatça sipariş verebilesiniz diye.Şimdi ise biraz detaya inmek niyetindeyim.Yukarda da değindiğim gibi yemeklerin ana malzemelerini genellikle; (vepřo-knedlo-zelo) domuz eti, lahana ve hamur işi oluşturuyor. Yüksek kolesterollü et ile yüksek kalorili hamur yiyeceklerden oluşur ve tabii ki yanında bira ile sunulur. Ülkede av hayvanlarının etlerinden balıklara, tütsülenmiş etten kır mantarlarına kadar her şeyin en kalitelisini bulabilirsiniz .Bununla birlikte, halkın açık ara favorisi olan yiyecek etsiz smažený sýr (kızarmış peynir) adlı yiyecektir ve bu şnitzele benzeyen görüntüsüyle ekmeğin üzerinde servis edilir. Ayrıca genellikle yanında patates cipsi ve mayonez de bulunur.
Yerel olarak oldukça beğenilen yemekler arasında yukarıda da değindiğim  kuřecí (tavuk) ile bazen de vepřоvý (domuz eti) ile yapılmış olan řízek (Şnitzel) bulunur. Bunları her ikisi de galeta ununa bulanmış ve kızartılmıştır ve limon, patates ve domuz rostosu, hamur ve gulaş ile servis edilir. Daha önce belirttiğimiz gibi, domuz eti her yerde mevcuttur ve kıtır kıtır deri ile birlikte kemikten kolaylıkla ayrılan yumuşak et parçaları ile koleno (knuckle) mutfakta basitliğin zaferidir. Tütsülenmiş knuckle daha da doyumsuz bir tada sahiptir ve genellikle küçük turşular ve salata ile servis edilir. Knuckle, deriye tatlı bir tat vermek için genellikle koyu bira ile hazırlanır. Tabii ki bu durumda tercihe soğuk bira çok daha iyi olur.
Bütün bunların dışında diğer ve pratik bir seçenek ise sokaklarda satılan dilim pizza ve domuz sosisleri Prag aperatifleri arasında ayrı bir yere sahip.Mahalle sakinlerinin sevebileceği sokak lezzetleri olarakbiliniyor.
Buarada beklentiniz çok yüksek değilse Prag da yemek için(özellikle Pizza) Pizzeria Rugantıno hem keyifli hem de hesaplı bir tercih diyorum .Veya sizin seçebileceğiniz bir başka yerde Somonlu sandviç ve Urgeall Pilsenner veya Gambrinus Menüsü  iyi bir seçenek olabilir.Tercihiniz tatlıdan yana olacaksa Prag'ın ballı keki  hoşunuza gidebilir. Yemekten sonra bir kafeye gitmek isterseniz; Pragda benim en sevdiğim kafe ,kafe Slavia Vltava nehri kıyısında ,harika iç mekanı, Nazım Hikmet ile olan anısı, bu anının resmedildiği tablo.  Nazım Hikmetin sık sık buraya uğradığı en güzel şiirlerini kaleme aldığı ve onun hayallerle dolu iç dünyasının Praglı bir resssam tarafından resmedildiği harika bir mekan. Tüm bu yaşanmışlıklar nefis manzara ile birleşince zamanın içinde bir yolculuğa çıkmış gibi hissediyorsunuz. Eğer alkollü içeceklerden yöresel bir tercih peşindeyseniz  absınthe denilen, sanırım alkol oranı %70 civarında, az bir miktarının bile içeni halüsinasyonlara sürüklediği söylenilen içeceği kendinize güveniyorsanız tadın.
Çorbalar : Çek mutfağında çorbalar Türk mutfağı kadar olmasa da  önemli bir yer tutuyor.Aslen Macar mutfağına ait olan Gulaş Çorbası da popüler seçeneklerden biri olarak Prag restoranlarındaki yerini almış. Özellikle çorbalar ve soslu yemekler “knedlíky” denen kabuksuz Çek ekmeğiyle servis ediliyor ( buğday ve patatesten yapılan, haşlandıktan sonra dilimlenerek servis edilen “knedliky” adlı nişastalı yiyecek ).( česnečka – sarımsak çorbası )
Tatlılar : Çek tatlıları ise genelde hamur işi ve meyve birlikteliğinden oluşuyor.Bunların başında gelen ilk tatlı Trdelník  ile başlayalım isterseniz.
 Trdelník  : Geleneksel Macar kek ve tatlı & pasta çeşididi ,ayrıca Slovakya, Çek Cumhuriyeti ve Avusturya mutfak kültüründe de bilinir. Son yıllarda turistlerin ilgi odağı olan bu tatlı ; Çelik - demir sopa üzerine sarılmış , şeker & ceviz karışımlı hazırlanmış hamurun ızgara edilip ,sıcak olarak halka ( spiral ) şeklinde servis edilmesiyle bilinir.
  Ştrudel adlı tatlıyı hariç tutarsanız, en popüler tatlılardan biri Alman ve Avusturya mutfaklarından etkilenerek yapılmış “Palacinky” ismindeki tatlıdır derim. Bu tatlı, marmelat sürülmüş kreplerin rulo haline getirilip üzerine de pudra şekeri serpilmesiyle yapılıyor. İyi bilinen diğer bir tatlı ise; yuvarlanmış hamurların içine çilek, erik, kayısı gibi meyvelerin gömülmesi ile elde edilen “ovocné knedlíky”.
Alman mutfağında da bir benzerine rastlayabileceğiniz “pečené vepřové koleno”, kısaca Koleno. Bu yemeği fırınlanmış domuz bacağı olarak tanımlayabiliriz. Derisi çıtır çıtır, içi yumuşak olan bu et yemeği turşu ve sosla servis ediliyor. Et genellikle dark birayla marine ediliyor. Porsiyonun biraz büyük olduğunu söylemekte yarar var. İçecek olarak yanında yine bira önerilir.Prag’da vejetaryenlerin de tercih edebileceği yemeklerden birisi Bramboráky. Prag’da vejetaryenlerin de yiyebileceği nadir şeylerden: Kızarmış patates krepleri. Orijini Çek mutfağı olmasa da burada bolca tüketilen, birçok restoranda rastlayabileceğiniz bir seçenek.
Utopenci, birahane ve publarda da bulabileceğiniz bira atıştırmalığı.Özellikle pub’larda biranın yanında tüketilir. Karabiber ve soğanlı, soğuk servis edilen domuz sosisidir.
Özgün Çek Mutfağından Svíčková na smetaně ve knedlíky - Sığır bonfileden yapılan bu yemek, Prag’da rastlayacağınız diğer birçok yemeğin aksine özgün Çek mutfağındandır. Yapımında havuç, kereviz gibi sebzelerden de yararlanılan bu yemek de tabi ki knedlíky adı verilen ekmekle ile servis ediliyor.
Manzaralı bir restoran arıyorsanız Vltava Nehri kenarında yer alan, Prag Kalesini ve şehrin büyük bir bölümünü tam karşıdan gören Grossetto Marina’ya mutlaka gitmelisiniz. Genelde pizza ve makarna gibi klasik İtalyan yemekleri sunan bu restorana sırf muhteşem manzarası için bile gidilebilir.
İçecekler :
Prag’da yemekten çok içecekler ünlü. Bahar ve yazları açık havada oturabilir ve kendi üretimleri olan biradan yudumlayabilirsiniz. Pek çok yerde şehrin sakinleri ile birlikte oturup içebileceğiniz bira bahçeleri mevcut. Çek Cumhuriyeti’nde üretilen 30 çeşit biranın tamamını görmek ve tatlarına bakmak için Prag Beer Museum’a uğramanızı tavsiye ederiz.
Çek Cumhuriyeti’ne özgü en ünlü içecek kuşkusuz yerel içkisi, şurup tadındaki Becherovka. Zencefil ve tarçın aromalı bu içecek genelde yemek sonrası içiliyor ve sindirime yardımcı oluyor. Oldukça tatlı ve baharatlı bir likör olmasına rağmen, bağımlılık yaratabiliyor. Yemek sonrası bir shot Becherovka’nızı içmeyi unutmayın.
Tatlı içecekten hoşlanmıyorsanız, Becherovka’ya alternatif olarak daha koyu renkli ve acı olan Fernet’i deneyebilirsiniz. Fernet soğutulmuş olarak veya buzla içiliyor.
Prag 'a gidip Çeklerin dünyaca meşhur biralarını içmeden dönmek olmaz. Şimdi size öğleden sonra başlayıp gece yarısına kadar devam edebileceğiniz  harika tatlar ve mekanlar göreceğiniz farklı bir tur, unutamayacağınız bir bira turu yapmanızı öneriyorum. Bunun için ilk durak Nusle semtindeki  Zly Casy  turistik bir yer değil bilen gidiyor.Bardaklara 48 musluktan birden fıçı birası dolduruluyor.  Adeta bira müzesi kestaneli - ballı birası mutlaka tadılmalı. üç çeşit bira bulunuyor,high, light, Chiristmas her biri çok güzel. Burada ayrıca bira üretimini ve bira müzesini   görebilirsiniz. 

 3. durak Prvni Pivni Tramway hem çok keyifli hem de farklı bir mekan eski bir tramvayı düzenlemişler müşteriler kapıdan  tramvay düdüğü çalarak uğurlanıyorlar. Buralarda belirli markaların dışında birahanelerin kendi özel imalatları olan pek çok Çek birası deneme şansı var. Belirttiğim mekanlara tramvay kullanarak rahatlıkla ulaşabilirsiniz. Bir başka seçenek şehrin yeni meydanından yürüyerek 10 dakikada ulaşılabilen Novomestsky Pivovar,tipik eski bir çek birahanesi.(Ancak şahsi fikrimi sorarsanız Bira deyince akla Zly Casy gelir derim)
Ayrıca Prag’ın hemen dışında küçük de olsa bir şarap bağı var. Buranın içinde yer alan küçük caféde yerli şarap Grebovka’yı deneyebilirsiniz.Ayrıca

Absinth yada bildik adı ile Absent, çeşitli bitkilerin damıtılarak fermante edilmesiyle elde edilen, alkol oranı yüksek (hacmen %45 ila %75) bir içkidir. Rakıya benzer şekilde bir miktar absente iki ila beş miktar su ilave edilip içilir. Ana bileşenleri alkol, pelin ve yeşil anasondur. Bunun yanı sıra üretildigi bölgenin geleneklerine göre çeşitli bitkiler karışıma eklenir.Fransız yada İsviçre çıkışlı bir içki.1990 sonrası Çek Cumhuriyetinde yeniden canlanmış bir içki..
Birayla tüketilen bu atıştırmalıkların malzemelerini ise genelde; sosis, peynir, patates ve baharatlar oluşturuyor. Bu atıştırmalıkları birçok birahane veya pub’da bulabilirsiniz.Çek Cumhuriyeti, Pilsen biraya isim veren “Plzeň” ve Budweis’a ismini veren “České Budějovice” gibi iki şehre sahip bir bira cenneti. Aslında yeterli vakti olan ziyaretçiler Prag’ın 90 km kadar güneybatısında yer alan Plzeň şehrini ve buradaki bira fabrikalarını ziyaret edebilirler.
Bu içeceğin önemi sadece Çeklerin birayı çok sevmesinden değil, aynı zamanda fiyatından kaynaklanmaktadır, yarım litrelik bira , bir şişe sodadan veya bir fincan kahveden daha ucuzdur. Krusovice Dark Beer : Önerilir..Mide de dolgunluk ya da  şişme yapmaz..En tanınan markalar Plzensky Prazdroj (Pilsner Urquell) ve Budejovicky Budvar (Budweiser) adlı markalardır, ancak Gambrinus, Krusovice, Radegast, Velkopopovický kozel veya Staropramen , Bernard , Starobrno ,Velkopopovický Kozel, Svijany'de en az bunlar kadar iyidir. Genellikle, cerne pivo (koyu renk bira) tatlıyken, svetle pivo (açık, altın renkli bira) daha acıdır..Çek biraları dünyaca ünlüdür ( pivo ).Ünlü üreticiler Prag’dadır.Mümkünse fıçı bira tercih edilmelidir.Şarap üretimi de iyidir. Ayrıca aklıma gelmişken söyleyeyeim Mattoni ve Dobra maden sularıyla ünlü iki büyük devdir:) bir araştırın isterseniz.
CAFE RESTORANTLAR

Tabiki En Meşhurları:
Prag’daki kafe kültürü on dokuzuncu yüzyılda zirveye çıkmış ve 1930’lı yıllarda kafe barlar yazarların, aktivistlerin, muhalefet üyelerinin, gazetecilerin ve sanatçıların buluştuğu bir yer haline gelmişti. Bu kafelerin birçoğu İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ortadan kalkmıştı, ancak yaklaşık altı tanesi hala faaliyette devam ediyor veya tekrar restore edilerek açıldı.Büyük meydanlarda yürümek ve keşfetmek sizi bazen o kadar yorabilirki bazen kendinize zaman ayırıp küçük molalar vermek isteyebilirsiniz.
İşte size mola için tercih edilebilecek birkaç ünlü adres:
Café Imperial  Örendiğim kadarıyla bu kafe 1914 yılında açılmış ve 2007 yılında tamamen restore edilmiş.İçeri girince mimari beni büyüledi. Tavan ve duvarları benzersiz mozaikler, fayanslar, kabartma rölyefler ve kabartma paneller ve bunları çevreleyen bronz süslemeler ve koridor lambalarıyla yeni sanat akımının muhteşem bir örnekleri sanki.. Ben buranın bir de kahvesini çok beğendim.duyduğum kadarıyla akşam kokteylleri veriliyormuş bir de komik gelicek belki ama menüde günün her anı Amerikan ve İngiliz kahvaltısı ile birlikte çılbır bulunuyormuş.
Şimdi gel gelelim ikinci adrese
Café Savoy pırıl pırıl mis gibi bir mekan  1893 yılında yapılmış kafe ışıl ışıl şamdanlarla donatılı süslü parlak tavanı ve her birisi bu estetiğe uygun kırmızı kravat ve yelekler giyinmiş personeli ile parıl parıl göz almaktadır. Kafede lezzetli kahve ve sıcak çikolata ile birlikte, geniş bir şarap seçeneği sunulmaktadır
Buralar biraz tuzlu gelebilir isterseniz yine köklü ama daha az cep yakan başkabir adrese yönlendireyim sizi:

Kavárna Slavia( Ünlüler Mekanı Franz Kafka ve Rainer Maria Rilke müdavimiydi )  Bu kafe Prag’ın eski kafeleri arasında en çok bilinenidir .İç mimarideki renk ahengi şahane, akik ve kiraz kestanesi rengi ile birlikte, kireç taşı kaplı parlak masaları ve nehre bakan büyük pencereleri ile art deco ihtişamına sahipt. Bu kafe yirminci yüzyılın başından bu yana edebiyat ile ilgilenenlerin toplantı yeri olarak kullanılması ile ün salmıştır .Öğrendiğim kadarıyla Franz Kafka ve Rainer Maria Rilke burada çok zaman geçirmiş ve 1970 ve 1980’lerde Václav Havel ve diğer muhalifler tarafından sıklıkla ziyaret edildiği anlatılıyor.
baktınız ki hiçbiri olmuyor orta direk hesabı temiz başka bir adres sorarsanız buyrun yeniönerim:
Malostranské náměstí    .Hem restorant hem kafe! (alt - giriş katı bulunur) Manzarası da iyi !Cadde ve meydana bakmakta..Fiatlar da uygun.. Dana eti , kuvör , içecek ,salata ile 1 kişi servis ücreti dahil 700 Czk dolayında (bahşiş dahil) hesap ödemiştim. ..değerlendirmem ( ben buraya 10 üzerinden 5 veririyorum )..
Restorantları da anlattığımıza göre artık haçbir eksiğiniz kalmadı.Yani Prag'ı tekbaşınıza yabancı dil biliyorsanız çok rahat gezebilirsiniz artık.Madem iyi kötü tanıdık kentimizi öyleyse bana o zaman müsade.Ne de olsa keyifli bir gezinin püf noktası karşınızdakini fazla sıkmamaktır.
Eh o zaman  artık yazıya burda  son verelim isterseniz.Söylenecek o kadar çok şey var ki bir seferde herşey paylaşmak çok zor.Bu yüzden  en güzeli atlayıp gitmek diyorum kesinlikle! Mümkünse mevsim ne çok sıcak ne de çok soğuk olsun derim
Belli mi olur bir bakarsınız  bir gün bu gezide yollarımız kesişivermiş, kimbilir! En güzel dileklerimle şimdilik yazımı burda sonlandırıyorum.
Bir sonraki gezide buluşmak üzere esen kalın.